Katılım Bankacılığı Nedir?

Katılım bankacılığı, faizsiz bankacılık prensiplerini ilke edinerek çalışan, bu prensiplere uygun her türlü bankacılık faaliyetlerini gerçekleştiren, emek-sermaye ortaklığı veya vekâlet esasına göre fon toplayıp, alım-satım, ortaklık ve finansal kiralama ve faizsiz bankacılık prensiplerine uygun diğer yöntemlerle fon kullandıran bir bankacılık modelidir.

Katılım bankası olarak Albaraka Türk; fon toplama, fon kullandırma ve bankacılık hizmetleri olarak üç stratejik alanda kendi değerleri üzerinden, yani faizsiz bankacılık prensiplerine bağlı kalarak finansal hizmet sunmaktadır.

Katılım Bankacılığı Nasıl İşler?

Katılım Bankacılığı sisteminde müşterilerden toplanan fonlar çeşitli finansman yöntemleriyle değerlendirilir ve elde edilen kâr fon sahipleriyle paylaşılır. Örneğin; Katılım Bankacılığı prensiplerinden olan murabaha yönteminde finansman talebinde bulunan bir müşteri, banka tarafından kendisine verilen vekâlet ile malı banka adına satın alır. Anlaşılan kâr üzerinden, anlaşılan vadeye bölerek geri ödemesini yapar. Bu ticaret modeli sonucunda elde edilen kâr fon sahipleri arasında paylaşılır.

Katılım bankaları atıl kalan fonları ekonomiye kazandırmak, tasarruf sahiplerinin fonlarını güvence altına almak ve değerlendirmek amacıyla kurulmuştur. Bu kurumlar fon fazlası olanlardan topladıkları fonları faizsiz finansman yoluyla sanayi ve ticarette değerlendirerek, fon sahiplerine kârın bölüştürülmesi esasına dayanan bir sistem üzerinden faaliyet göstermektedirler.

Neden Katılım Bankacılığı?

Katılım Bankaları, hiçbir işleminde faize yer vermemektedir. Katılım Bankacılığında faiz yasağı bulunmakla birlikte; belirsizlik yasağı, aşırı risk ve spekülasyon yasağı da bulunmaktadır. Mal ve hizmet satın alma işleminde para müşteri yerine fatura karşılığında satıcıya ödenir. Finansman mutlaka bir mal veya hizmet karşılığında verilir. Tüm bu hususlar; reel ticaretin finanse edilmesi, topluma değer kazandıran işlemlerin desteklenmesi ve faizsizlik ilkesini benimsemek isteyen kişilerin ihtiyaçlarının karşılanması açısından büyük önem arz etmektedir.

Sıkça Sorulan Sorular

Normal bankalar ile katılım bankaları arasında fark var mı, ikisi de aynı mı?

Bu yanlış algının altında yatan sebep her iki tür bankacılığın fon kullanan müşterilerinden sağladıkları faiz ve kâr (vade farkı) oranları ile tasarruf sahiplerine verdikleri faiz ve kâr payı oranlarının birbirine çok yakın olmasıdır. Bu yakınlığın nedenini şu şekilde açıklayabiliriz: Aynı piyasa ve ekonomide faaliyet gösteren her iki bankacılık türü de, tasarruf sahiplerinden sağladıkları kaynakların kısa vadeli (ortalama vade 35 gün) olması sebebiyle büyük ölçüde piyasanın kısa vadeli finansman/kredi ihtiyacını karşılamaktadır. Kredi, faiz ve kâr oranları, faaliyette bulunulan piyasada oluşmakta ve bütün konvansiyonel ve katılım bankaları piyasada oluşan fiyatlara göre fon kullandırmaktadır.

Piyasada oluşan oranlar birbirine yakın olduğu için kredi müşterilerinden sağlanan finansman gelirleri de birbirine yakın olmaktadır. Finansman gelirleri birbirine yakın olduğu için bu defa her iki bankacılık modelinin tasarruf sahiplerine dağıttıkları kâr payı ve faiz oranları birbirine yakın oluşmaktadır. Böylece hem finansman (kredi) oranları hem de katılım fonu (mevduat) oranları birbirine yakın seyretmektedir.

Katılım bankacılığında oranların yakınlığına değil, fon toplama ve fon kullandırma yöntemlerinin farklılığına (yani ticaret helal, faiz haram emrine uyulup uyulmadığına) bakmak gerekir. Ayrıca, yöntem farkından dolayı her iki tür bankacılığın tasarruf sahiplerine dağıttığı kâr payı ve faiz arasındaki fark zaman zaman açılabilmektedir. Bu açılma çoğunlukla krize giriş ve krizden çıkış dönemlerinde olmaktadır.

Sonuç olarak her iki banka türünün karşılaştırılmasında asıl kıstas, onların finansman müşterilerinden sağladıkları faiz ve kâr oranı ile tasarruf sahiplerine dağıttıkları kâr payı ve faiz oranları değil, fon toplama ve fon kullandırma yöntemleri olmalıdır.

Konut ve taşıt kredilerinde katılım bankaları ile diğer bankaların operasyonel olarak büyük ölçüde benzerlik göstermesinin nedeni nedir?

Konut ve taşıt kredilerinde, kredi tutarının müşteriye değil satıcıya ödenmesi nedeniyle iki tür bankacılık arasında benzerlik olduğu doğrudur. Ancak diğer bankaların satıcıya ödeme yapması, onların çalışma prensipleri ile değil aksine bunun daha sağlıklı bir yöntem olması ile ilgilidir. Ayrıca, katılım bankalarının uyguladığı bir yöntemi nedeniyle onları bu konuda katılım bankacılığına yaklaştırması eleştirilecek bir husus değil katılım bankaları için memnuniyet verici bir durumdur.

Ayrıca konut ve taşıt kredilerinde her iki tür bankacılık arasında hukuki açıdan farklılıklar vardır. Her şeyden önce katılım bankalarında finansman sözleşmesi vekâlet verme süreci de dahil edildiğinde alım-satım usulüne göre düzenlenmekte, böylece faizsizlik esasıyla uyumlaştırılmakta iken diğer bankalarda kredi sözleşmesi şeklinde düzenlenmektedir. Katılım bankalarının konut ve taşıt kredilerinde alım satım işlemi vekâlet yöntemiyle yapılmaktadır.

Katılım bankalarının fon toplama ve fon kullandırma işlemlerinde klasik bankacılığa göre işleyiş farkları nelerdir?

Bir malın peşin ya da vadeli satımından doğan kazanç “kâr” olarak tanımlanırken; paranın vadeli satımından doğan kazanç “faiz” olarak ifade edilir. Klasik bankalar tasarruf sahiplerinden başta belirlenen faiz oranı karşılığında para toplamaktadır. Katılım bankalarında ise toplanan fonların sahiplerine baştan sabit bir gelir taahhüdünde bulunulmadığı gibi yatırılan anaparanın garantisi de verilmemektedir.

Katılım bankalarında nakit kredi sisteminin olmaması aralarındaki diğer önemli farktır. (İstisnai durumlarda başvurulan karz-ı hasen ve teverrük işlemleri hariç). Bu şekilde kullandırılan fon, amacına uygun kullanılmış olmakta, piyasada ticareti hareketlendirmektedir ve bu suretle üreticiden nakliyecisine kadar birçok sektör, bu işten istifade etmektedir. Kullandırılan fon karşılığında bir mal olduğundan, geri ödenme kabiliyeti artmaktadır. Ekonomi kayıt altına alınmakta, devlete milyonlarca liraya varan KDV ödenmesine yardımcı olunmaktadır. Mal satımında katılım bankalarının alacağı kâr başta tespit edilir ve müşteri hangi tarihte ne kadar taksit ödeyeceğini bilir. Uygulanan kâr oranlarında vade sonuna kadar bir değişiklik yapılmaz ve alacaklar vadesinden önce geri istenmez. Yani müteşebbis açısından bir belirsizlik yoktur. Bu da firmalar için önemli bir avantajdır. Herhangi bir toptancının yaptığı faaliyet sonucu elde ettiği kazanca nasıl ki kâr deniyorsa, katılım bankalarının temin ettiği kazanç da aynı şekilde kârdır.

Katılım bankaları, kâr veya zarara katılma hesaplarına dağıtacağı kâr payını nasıl belirliyor?

Vadeli olarak açılan katılma hesaplarına dağıtılacak kâr, bu hesaplardaki fonların kullandırılması neticesinde oluşan kâr seviyesine bağlıdır. Söz konusu fonlar, para cinsine göre TL, USD ve EUR havuzlarında toplanır. Fon kullanmak isteyen müşteriye, talep ettiği para cinsi ve vade grubuna göre ilgili havuzdan, ihtiyaç duyduğu malın peşin alınıp vadeli satımı suretiyle finansman sağlanır ve bu işlemden doğan kâr, günlük bazda katılma hesaplarına dağıtılır. Günlük bazda dağıtılan kârların vade sonunda biriken tutarı, müşteriye kâr payı olarak ödenir.

Katılım bankaları dağıtacakları kârı önceden açıklıyorlar mı?

Dağıtılacak kârları önceden açıklamak hiçbir şekilde mümkün değildir. Kâr tutar ya da oranı, vadeden bir gün önce dahi bilinememektedir. Çünkü elde edilen kârlar günlük bazda katılma hesaplarına dağıtılmakta ve vade sonunda biriken toplam kâr anaparaya eklenmektedir. Gazetelerde ilan edilen kâr payları ileriye yönelik dağıtılacak kârları gösteren bir tablo değil, açıklanan rakamlar verilen tarih itibarıyla gerçekleşmiş ve vade gruplarına göre dağıtılmış kâr paylarını göstermektedir. Netice itibarıyla, bu oranlar müşterilere geçmişte dağıtılan kâr payları hakkında fikir vermek ve geleceğe yönelik karar vermelerine yardımcı olmak amacıyla ilan edilmektedir.

Katılım bankaları hep kâr dağıtıyor, hiç zarar dağıtmıyor, neden?

Katılım bankaları kârlarının büyük bölümünü mal alım-satımı şeklinde gerçekleştirdiği finansmandan sağlamaktadır. Örnek vermek gerekirse; Bir malı peşin 100 liraya satın aldıktan sonra vadeli 110 liraya satarak 10 lira kâr elde etmektedir. Banka hiçbir zaman 100 liraya aldığı malı 90 liraya satmamaktadır. Bu nedenle alım satımdan zarar etmesi mümkün değildir. Bankanın zararı, ancak sattığı malın bedelini (yani kullandırdığı fonun taksitlerini) geri alamamasından kaynaklanabilir. Tahsil edilememe oranı da toplam finansman hacminin azami %3-4’ünü aşmadığı için banka neticede zarar etmemekte ve hesap sahiplerine kâr dağıtmaktadır. Bu yüzden yüzde 3-4’lük oran, sadece dağıtılacak kârı bir miktar aşağıya çekmektedir. Örneğin %8 yerine %7,5 gibi. Ancak ciddi kriz dönemlerinde (2001 krizinde olduğu gibi) alacakların tahsil edilememe oranları %10 hatta daha yüksek oranlara çıktığında dağıtılacak kâr oranı daha alt seviyelere inebilmektedir.

Katılım bankacılığının faizsiz bankacılık esaslarına uygunluğu ne tür mekanizmalarla sağlanmaktadır?

Katılım bankalarının faizsiz bankacılık prensiplerine göre uygulamalarını tamamlamaları için her katılım bankası bünyesinde BDDK tarafından yayımlanan “Faizsiz Bankacılık İlke Ve Standartlarına Uyuma İlişkin Tebliğ” gereğince “danışma komiteleri” oluşturulmuştur. Katılım bankalarının ürün ve süreçleri bu komitenin onayından geçmektedir. Kararlarında bağımsız hareket eden ama Yönetim kurullarına bağlı olan bu komiteler, Katılım Bankaları ürünlerinin piyasaya sürülmeden önce gereken incelemelerini yaparak uygunluk görüşü bildirmektedir. Tebliğ’e göre Katılım Bankaları faizsiz bankacılık uyum ve denetim faaliyetlerini yerine getirmelidir. Ayrıca Türkiye Katılım Bankaları Birliği nezdinde, aldığı kararlar bütün katılım bankaları için bağlayıcı olan “Merkezi Danışma Kurulu” kurulmuştur. Bu kurul, Katılım Bankalarınca kullanılacak ürünler için standartlar belirler ve Katılım Bankalarını ilgilendiren çeşitli mevzularda kararlar alır. Bu karar ve standartlar Katılım Bankaları için bağlayıcıdır. Diğer taraftan BDDK bünyesinde, Katılım Bankacılığının gelişmesini ve faizsiz bankacılık ilkelerine uygun faaliyet göstermelerini gözetmek amacıyla Uygulama III Dairesi kurulmuştur.